Kosova, Balkan Yarımadasının güneydoğu kısmında 10.887 Km2 yüzey ölçümüyle yer almaktadır. Deniz yüksekliğiyle ikiye ayrılan bu bölge, 500–750 metre deniz yüksekliği ve 6.567 Km2 yüzeyinde olan Kosova ve 350–450 metre yükseklikte ve 4.320 Km2 yüzeyinde olan Metohiya adındaki iki büyük tektonik düzlükten oluşmaktadır. Bu iki düzlük aynı zamanda her iki taraftan çok yüksek dağlarla ve yaylalarla çevrilmiş bulunmaktadır. Makedonya sınırı boyunca Sar Dağları uzanmaktadır. Burada kış turizmi faaliyetleri yapılmaktadır. Brezovica en önemli kış turizmi kentlerinden birisidir. Kosova dağları çok yüksek ve dik yamaçlara sahiptir. 2656 m ile Djeravica zirvesi ülkenin en yüksek doruğudur. Drenica, Carraleva gibi kasabaları bu bölgelerdeki yüksek yamaçlara kurulmuş yerleşim birimleridir. Kosovanın güneybatısında Arnavutluk Alpleri uzanmaktadır. Kuzeyinde ise Kopanik Dağları bulunmaktadır.
Kosova'nın iklimi karasal iklimdir. Kışları soğuk ve kar yağışlıdır, yazları ise sıcak ve kurak. En geniş yeri Priştine arzında 14 km ve en uzun mesafesi Kaçanik ile Zveçan arasında 84 km olup, toplam alanı 10.887 Km2 dır. Kosova’nın nehirleri Adriyatik, Ege ve Karadeniz’e dökülmektedir. Kosova Adriyatik ve Ege Denizi ve Balkan Yarımadasının içini bağlayan bir ulaşım kavşağını oluşturmaktadır. Kosova'nın küçük olmasına karşın, bugün yalnız Avrupa'da üretilen metallerin % 50'sini, kömürün % 48'ini ve metal olmayan madenlerin % 2'sini oluşturan çeşit türde maden zenginlikleriyle anılmaktadır. Çinko, kurşun ve gümüş yatakları, bugün Avrupa'da en büyük maden ocaklardan biri olarak tanınan Kosova'nın "Trepçe" maden ocağında çıkarılmaktadır.
Kosova kelimesi eski Slav, Bulgar ve Çek dillerinde “karatavuk” manasına gelen “kos'tan-müştak” olup karatavukluk demektir. Bu isim XIX. yüzyılın sonlarına doğru Osmanlı Devleti’nin bir vilayetine de verilmiştir .
Tarihi ve arkeolojik araştırmalar sayesinde Kosova'da daha taş devrinde insanların yaşadıkları belirlenmiştir. Burada en eski ahaliler olarak İlirler, Traçanlar, Dardanlar ve Yunanlıların yaşadığı bilinmektedir. Kosova tüm Balkanlar gibi daha eski çağda çeşitli işgalcilerin fırtınasına uğramıştır. Önce Roma ve Bizans imparatorlukların hedefi olmuştur. VII. yüzyıldan IX. yüzyıla dek geçen süre içerisinde Balkanlar'a Slavlar, ondan önce, Hunlar, daha sonraları Avar, Peçenek, Gagauz ve Kuman Türkleri gelip yerleşmişlerdir. Kosova tarih boyunca “Via de Zenta” veya “İpek Yolu” denilen yolun önemli bir kısmını oluşturmaktaydı. Kosova XI. yüzyıla dek Bizans İmparatorluğu'yla bir sınır bölgesini oluştururken, XII. yüzyılın sonlarına doğru Stevan Nemanya Sırp Devletini, Kosova topraklarını ele geçirmekle genişletmiştir ve o zamandan Osmanlı Devletinin gelişine kadar Kosova Orta Çağ Sırp Çarlığı'nın önemli bir bölgesi olarak kalmıştır. Örneğin, Çar Duşan ve Çar Uroş'un döneminde Prizren bir süre Sırp Çarlığının taht yeriymiş. İpek ise Sırp Patrikhanesinin merkeziymiş. XII. yüzyıldan Osmanlıların gelişine kadar süren bu devirde Kosova'da sanayi dallarından madencilik, zanaatçılık, hayvancılık ve tarımcılık gelişmişti. Bu dönemlerde kurşun, gümüş ve altın üretimiyle ünlü olan Nobırda ve Trepçe maden ocaklarından çok sayıda maden çıkarılmıştır.

1389 yılında meydana gelen Kosova Savaşından sonra da Kosova Osmanlı Devletinin himayesi altında bulunan Sırp Despotluğu çerçevesinde kalmıştır. Sırp Despotluğun çöküşünden sonra, 1455–1459 yılında, Osmanlılar Kosova'yı büsbütün olarak ele geçirmiş, 1912 yılına dek askeri ve idari açıdan burada kendi hükümlerini sürdürmüşlerdir. 1388 yılında Kosova’ya ilk önemli hareketi Yaralu Doğan Bey yaptı. Doğan Bey kumandasında bir kaç bin kişilik kuvvet, Kosova tekfurunun yönetimi altındaki toprakları baştanbaşa yağmaladıktan sonra, birçok esir alarak geri dönmüştür. Bir yıl sonra, 1389 yılında, I. Murat yanında oğulları Bayezit ile Yakup olmak üzere, Anadolu beyliklerinden ve Rumeli’de müttefiki bulunan Hıristiyan prensliklerinden topladıkları 60 bin kişilik bir kuvvet ile Sırbistan üzerine yürüdü. Öncü kuvvetlerin başında Evrenos Bey ile Paşa Yiğit bulunmaktaydı. Osmanlı ordusu Filibe (Plovdiv) İhtiman, Köstendil Kriva Palanka ve Üsküb’ün kuzey doğusundan geçen yoldan, ardından da Kosova ovasının doğu yamaçları boyunca Priştine’ye yürüdüler. İki taraf Priştine’nin kuzey batısında, Priştine-Vıçıtırın yolun üzerinde Sitniça çayına dökülen Lab deresi yöresinde, Sırplar Lab’ın kuzeyinde, Osmanlılar ise güneyinde yer almaktaydı. İki güç arasında çarpışma 27 Ağustos 1389 yılında (Sırp kaynaklarında bu tarih 15 Haziran olarak gösterilmektedir) başladı. Osmanlı ve Sırp tarih kaynaklarında I. Kosova Muharebesi olarak adlandırılan bu savaşı Osmanlılar kazanmıştır
I. Kosova Muharebesinden sonra Osmanlı Devleti, Balkanlara esaslı surette yerleşti ve Sırp Krallığı bağımsızlığını kaybederek XIX. yüzyıla kadar Osmanlı Devletine bağlı olarak kalmıştır. Sultan Yıldırım Beyazıt Rumeli’de işleri düzene soktuktan sonra Üsküp ve Güney Kosova yöresini, uç beyi olan Paşa Yiğit’e vererek Anadolu’ya döndü. Bu bakımdan Güney Kosova yöresinin, ilk olarak Üsküp Sancağı’na bağlı ve Paşa Yiğit yönetiminde bulunduğu söylenebilir. Bu devirde Üsküp ile civarının Menemen ovasından uzaklaştırılan Türklerin yerine buralara Anadolu’dan gelen Tatar göçmenleri yerleşmeye başladı. Priştine'nin güney-doğusunda bulunan Nobırda kasabası, yani orta Kosova civarı, Musa Çelebinin 1410 tarihlerinde Rumeli’ye hâkim olduğu sırada, geçici bir zaman için, tekrar Osmanlılara geçmiş bulunuyordu. Musa Çelebi bir aralık büyük kardeşi Süleyman Çelebiye taraftar olan ve onunla işbirliği yapan Üsküp Sancak Beyi Paşa Yiğidi hapsetmiş, daha sonra koyuverip eski vazifesine göndermiş. Fakat Paşa Yiğit’in bu defa Mehmet Çelebi hesabına Sırplar ile anlaşıp kendi aleyhine ittifak etmesi üzerine, 1413 yılında yeniden Sırbistan hududunu aşmış idi. Fakat bir müddet sonra Beyazıt’ın ölümünden sonra tahta geçen Çelebi Mehmet’in Rumeli’ye geçtiği, buradaki ümeranın derhal emrinde toplandığı, yanındaki kuvvetler ile Kosova sahrasına giderek, orada karargâh kurduğu ve Sırplar ile birleştiği, sonradan kardeşi Musa’yı yakalayarak katlettiği (1413) ve bunun neticesinde, orta Kosova bölgesinin tekrar Sırplara bıraktığı bilinmektedir. Bu vaziyet Üsküp Sancak Beyi İsak Bey zamanına yani 1439 yılına kadar sürmüştür. Fakat bu tarihte Sultan II. Murat, tarafından Semendire’nin Brankoviç’ten zaptı üzerine, tüm Sırbistan doğrudan doğruya Osmanlı egemenliği altına girmiştir dolayısıyla, Kosova’da Osmanlı Devleti sınırları içine alınmıştır.
Kosova’nın Osmanlı tarihinde II. Kosova Muharebesine sahne olmak itibarı ile de ayrıca önemi vardır. Varna Savaşından sonra Hünaydi Yanoş büyük bir kuvvetin başında, yeniden Sırbistan’a girdi ve Kosova sahrasında I. Kosova Savaşının yapıldığı yere geldi. Sırplar henüz Varna yenilgisini unutmamış olduklarından, Hünaydi ile iş birliği yapmaktan çekindiler. II. Murat kumandasındaki Osmanlı ordusu müttefiklerin Kosova’ya vardıkları sırada, güney yolu ile aynı yere yetiştiler. Burada müttefiklerin saldırısı ile başlayan çarpışma üç gün sürdü. Sonuçta Hünaydi Yanoş kaçmaya mecbur oldu. Bu yenilgide düşman ordusu 17 bin esir, yaralı ve ölü bıraktı. Sırplar II. Kosova Savaşında tarafsız kaldıkları için, bu zafere rağmen, onların elindeki topraklara dokunulmadı. Bu sebeple Kosova sahrasının hemen hemen kuzey sınırının Vıçıtırın yöresi Sırpların elinde kaldı. Bu kasabanın ancak 1455 yılında Nobırda’nın düşmesinden sonra ikinci kes zapt edilmesi göz önünde tutulursa, Kosova sahrasının kuzey bölümü bu tarihten itibaren, sürekli olarak Osmanlıların eline geçmiştir. Dolayısıyla II. Kosova Savaşının (1448) Osmanlı Devletinin kesin zaferleriyle sonuçlanması ve Fatih Sultan Mehmet’in 1455’te Nobırda’nın fethiyle bütün Kosova’yı ele geçirerek bu topraklarda 543 yıl sürecek Osmanlı hâkimiyeti başlamıştır
1474/75 yıllarında düzenlenen Tahrir Defterlerinde, Rumeli Beyler-beyliğine bağlı Vıçıtırın ve Üsküp vilayetleri dâhilinde kalan Vıçıtırın, II. Beyazıt'tın ilk yıllarına ait 1487 tahrir defterlerinde ilk Osmanlı Sancak Merkezi olmuştur. XVII. yüzyılın başlarında Kosova idare taksimat bakımından iki eyaletin sınırları içinde kalmıştır. 1660 tarihlerinde Kosova sahrasından geçen Evliya Çelebi diğerleri arasında Vıçıtırın kasabasının 2 bin hanelik sancak merkezi olduğunu, halkının Türkçe ve Arnavutça konuştuğunu bildirmektedir.
Kosova sahrası, Osmanlı egemenliğine geçmişinden yaklaşık 2,5 yüzyıl sonra, kısa bir süre için Avusturya’nın istilasına uğramıştır.1683 yılında II. Viyana başarısızlığı üzerine Macaristan'ı işgal eden Avusturya ordusu 1688–1689 yıllarında Balkanlar'a da girerek Kosova'yı baştanbaşa eline geçirmiştir. O zamanda Kosova’ya yerleştirilen Yeğen Osman Paşa, önce Avusturyalılara ardından da Recep Paşa’ya yenildi. Bu olaydan kısa bir süre sonra Pikolomini kumandasındaki Avusturya ordusu Kosova’ya gelerek, Sırpların yardımı ile Kosova ve çevresini aldı. Ancak Mora cenubi seraskeri Koca Halil Paşa ile Selim Giray Han, Kosova sahrasında asillerle Avusturyalıları yenilgiye uğrattılar ve 1690 yılında düşman kuvvetleri kaçmak zorunda kalmışlar. 1783 yılında İşkodra Mutasarrıflığına gönderilen Kara Mahmut Paşa, Arnavutluk'ta zamanla bağımsız harekete başlamış. Bu arada Kosova'nın bir bölüm yerlerini de yönetimi altına almış. I. Abdülhamit 1786 yılında üzerine kuvvet göndermiş. Ancak Osmanlı kuvvetleri Kosova'da Kara Mahmut kuvvetlerine yenilmiş. III. Selim bu asi ile anlaşarak meseleyi kapatmış. Daha sonraları Kosova birçok asinin eline geçmiştir.
Kosova ovası bu vakadan 40 sene sonra, yine aynı aileden İşkodra valisi Mustafa Paşa ile hükümet kuvvetlerinin karşılaştığı yer olmuştur. 1828/29 tarihlerinde Osmanlı Hükümeti ile Mustafa Paşa arasında çıkan ihtilaf yüzünden, Mustafa Paşa topladığı 20 bin civarında asker ile Ohri yoluna ardından da Kosova sahrasına gelmiş. Dukacin sancağına tayin olunan Abdürrezzak Paşa ve yanında kilerini Priştine civarında yakalayıp, püskürttükten sonra, sadrazam tarafından gönderilen kuvvetleri de burada bozguna uğratmıştır. Fakat Kosova paşaları Mustafa Paşaya söz verdikleri halde kendine yardım etmediklerinden, Kaçanik ve Üsküp tarafına çekilmek mecburiyetinde kalmış, nihayet Reşit Mehmet Paşa komutasında Veles kasabası yanında Babuşhan denilen yerde hükümet ordusuna mağlup olmuştur. Bu çatışmada Mustafa Paşa 2000 ölü ve 14 esir bırakarak, küçük bir gurupla önce Prizren’e sonrada İşkodra’ya (Arnavutluk) kaçmıştır.
Sadrazam Reşad Mehmet Paşanın kuvvetleri, Mustafa Paşadan sonra, Bosna sergerdesi Hüseyin Gradaşeviç’in kuvvetleri tarafından yine Kosova’da 16 Temmuz 1831 yılında, ilkin Kaçanik’te daha sonra da Liplan’da bozguna uğratılmıştır. II. Mahmut ve Abdülaziz devirleri arasında yapılan idari yenilikler sırasında önceleri Prizren Vilayeti-Rumeli, sonraları Manastır ve daha sonra Sofya vilayetlerine bağlanan Kosova Sancağı, “93 Harbi” sonucu Ayastefanos’ta imzalanan barış antlaşması gereğince, Sofya vilayetinin, kurulmakta olan Bulgaristan Prensliğine terk edilerek, Osmanlıların elinden çıkmıştır. Ancak Berlin Antlaşması gereğince, Makedonya’nın kuzey bölümünü oluşturan eski Dardanca bölgesine denk düşen ve Osmanlı idaresine bırakılan bu topraklar üzerinde yeniden bir vilayetin oluşması zorunlu oldu. Merkezi Priştine olmak üzere kurulan bu vilayete "Kosova Vilayeti" adı verilmiştir ve Prizren, Priştine, Üsküp, Yeni Pazar ve Debre sancaklarından oluşmaktaydı. Kosova Vilayeti merkezi, 1888 yılında Üsküb’e nakledilmiş ve hudutları da genişletilmiştir. Bu vilayet aldığı son idari taksimata göre Üsküp, Priştine, Seniça, İpek, Taşlıca ve Prizren’den ibaret olmak üzere 6 sancak, 28 kaza, 16 bucak ve 320 köyden kurulmuştur.
Berlin Antlaşmasıyla Gusinye ve Plav gibi yerleşim yerlerin Karadağ’a verilmesi Arnavut halkında büyük tepki yaratmıştır ve mahalli direnişlere yol açmıştır. Kendi topraklarında başkalarının hüküm sürmesini istemeyen Arnavutlar, ittihat kongresi namı altında ilk toplantılarını 10 Haziran 1878 tarihinde Prizren’de, Gazi Mehmet Paşa Camii Medresesi binasında yaptılar. Toplantıda siyasi ve askeri özelliğini taşıyan “Prizren Birliği” kurulmuştur. Birliğin kurulmasında ve organizasyonunda Abdül Fraşri’nin büyük katkısı olmuştur.
Birliğin başta amacı tüm Arnavutları birleştirerek Kosova’da özerkliğinin kazanılmasıdır. Daha sonra Arnavutlar silahlanmaya başlandılar ve bu birliğin kapsamını diğer şehirlerde de genişletmek istediklerinden dolayı, Priştine mevki kumandanı Ahmet Paşa derhal askeri müdahalede bulundu ve bu iş için Priştine’ye geldikleri takdirde, şehri bombardıman edeceğini bildirdi. Her ne kadar bu tehdit Priştine’yi bir zaman Arnavutların taarruzundan masun kıldı ise de, yerli halk arasında hükümete karşı düşmanlık hisleri uyandı. Nihayet bu birliğin bir an evvel gerçekleşmesi için çalışan reislerden Süleyman Vokşi mahiyetindeki Arnavut gönüllüleri ile 1881 yılının başlangıcında, Üsküp’ü, Priştine’yi, Mitroviça’yı zapt etmek suretiyle Kosova sahrasını baştanbaşa işgal etti. Bunun üzerine Osmanlı Devletinin Arnavutluk’un ıslahına yolladığı Derviş Paşa 20 bin kişilik bir kuvvet ile 25 Mart 1881 de Üsküp’e geldi. Biraz sonra da bu iki taraf kuvvetleri Firzovik yakınlığında 29. Nisan 1881 tarihinde çarpıştılar ve bu çarpışma sonunda Arnavut ittihat taraftarları dağıldılar.
Daha sonra Arnavutlar yine 1883 yıllarında, Kosova sahrasına kadar olan bütün köyleri hükümleri altına almıştır. Bundan sonra II. Meşrutiyetin ilanına kadar bu havalide epey, mühim çarpışmalar meydana gelmiştir. II. Meşrutiyetin ilan edilmesiyle ve kanunun esasi geçerliğe girdikten sonra, meşrutiyete ilk muhalefet hareketi yine Kosova’dan çıkmıştır. İsa Boletini, Mitroviça civarında bir kuleye kapanarak, nişancı taburları ile mücadeleye girişmiş ve daha sonra vergi meseleleri yüzünden ayaklanan Arnavutların tenkili için, Kosova’ya asker sevk olunup silah toplattırılmıştır. Bu arada Kosova'da sürekli çatışma hareketleri baş göstermeye başlamıştır. 1912 yılında V. Mehmet bizzat Kosova'ya kadar gelerek I. Murat Türbesinde cuma namazını kılmış. Kosova halkının sorunlarıyla ilgilenerek, onların isyancılarla işbirliği yapmaması için gerekli nasihatlerde bulunmuş, ancak halkı dinletememiş. Ondan sonra hasta olarak İstanbul'dan gönderilen ve olayları bastırmakta görevli bulunan Sait Paşa da çatışmacılarla işbirliği yapmış. Sonuçta Balkan Savaşının da çıkması üzerine, Sırplar 1912 yılında tüm Kosova'yı ele geçirmiş.
Osmanlı Ordusu güneye çekilmiş. 30 Mayıs 1913 yılında Londra Antlaşmasıyla Kosova Vilayeti Sırbistan'a bırakılmıştır. Osmanlı Devleti’nin son yıllarında Kosova Vilayeti'nin genişliği 28.000 Km2, nüfusu ise 800.000 ile 1.000.000 arasında değişmekteymiş. Osmanlılar Kosova Vilayetini bırakırken, vilayet sınırları içinde 35 medrese, 388 ilkokul ve 23 ortaokul bırakmıştır. .
Osmanlıların bu topraklardan gitmelerinden kısa bir zaman sonra Kosova Türkleri ve diğer Müslüman halkı Türkiye’ye göç etme durumuyla karşı karşıya gelmiştir. Bu göçü kışkırttıran olayların başında politik ve ekonomik nedenleri gelirken, bu göç bazı dönemlerde daha sakin olurken, kimi dönemlerde büyük hız kazanmıştır ve günümüze kadar hiç durmamıştır.
1919–1941 yılları arasında meydana gelen olaylardan, bilhassa 1919 yılında devlet tarafından öngörülen toprak reformunun başarısızlığı ve 1921 yılında getirilen yeni anayasayla, Kosova’daki durum daha da kötüleşmiştir. Bu dönemde Müslüman halkında mevcut olan memnuniyetsizlik daha büyük bir boyut kazanırken, bu ve ileriki yıllarda Kosova’dan yine önemli Türk ailelerinin göç etmesine sebep olmuştur. Politik nedenleri yüzünden Kosova’dan Türkiye’ye en yoğun göçü 1953 ve 1961 yıllarında gerçekleşmiştir . Bir dönem için sakinleşen göç 1971 ve 1986 yıllarında hız kazanmaya başlamıştır.
Kosova’nın tarihinde 543 senelik önemli bir zaman dilimini oluşturan Osmanlı Devleti hâkimiyeti yanı sıra ikinci önemli bir tarihi olayı olarak da 1999 yılının Mart aylarında Kosova’da meydana gelen savaşı anmak gerekir. 1999 yılında Kosova’da meydana gelen bu savaşla ilgili savaş sonrası yapılan incelemelerde, bu yörelerde bugüne kadar görülmemiş bir şiddetin ve felaketin yaşandığı bildirilmektedir. Yani, bu savaşta binlerce insan kaybı dışında, ölçülmez değerde menkul ve gayrı menkul kaybı yanı sıra çok sayıda dini eserinin de tahribat gördüğü kanıtlanmıştır. Müttefiklerin hava saldırısı sonucu, aynı yılın Temmuz ayında Kosova’yı hürriyetine kavuşturmuştur.
Savaş sonrası Kosova halkı için üçüncü önemli olay da yine bu topraklarda güvenliği sağlamak için 90 yıl sonra KFOR müttefiklerin bünyesinde yer alan Türkiye’nin şanlı ordusu-Mehmetçiklerin yer alması ve diğer müttefiklerle Kosova halkına sahip çıkmasıdır.
Kosova’da günümüze kadar gerçekleşen altı nüfus sayımlarının sonuçları şöyledir: 1948 yılında 733.034, 1953 yılında 815.908 , 1961 yılında 963.988 , 1971 yılında 1.243.693 , 1981 yılında 1.584.558 ve 1991 yılında 1.954.747 kişi yaşamaktaydı.
UNMİK tarafından 2001 yılında yapılan nüfus sayımında Kosova’da toplam nüfusun 2.080.000 olduğu bildirilmiştir. Resmi açıklanmayan geçici sonuçlara göre toplam nüfusun etnik dağılımı %84 Arnavut (1.650.000) %10 Sırp (210.000), %2 Türk (50.000) ve %4 Boşnak, Goralı, Rom ve diğerleri (80.000) olarak belirtilmiştir. Dini mensubiyetine göre, %88 Müslüman, %10 Ortodoks ve %2 Katolik’tir..
Kosova Meclisi 17 Şubat 2008 yılında bağımsızlığını ilan ederek, bağımsız, egemen, demokratik ve barışsever bir ülke olarak Kosova Cumhuriyeti kurulmuştur. Aynıca Kosova Cumhuriyeti orada yaşayan bütün hakların ülkesi ve devleti olmakla tüm halkların eşitliğini sağlamakla yükümlü olan bir devlet olarak da kendini ilan ederek dünyaya tanıtmıştır.
İklimi ve Coğrafyası
Kuzeybatısında Karadağ Kosova 10,912 km2lik alana, 2 milyonun üzerinde nüfusa sahip bir ülkedir. Kuzey ve doğusunda Sırbistan, Kuzeybatısında Karadağ, güneyinde Makedonya ve güneybatısında Arnavutluk bulunmaktadır. En büyük yerleşim merkezi başkent Priştine'dir. Kosova'nın iklimi karasal iklimdir. Yazları kurak ve sıcak, kışları ise soğuk ve yağışlıdır. Kosova’nın topraklarının büyük bir kısmı dağlık arazidir. Makedonya sınırı boyunca Sar Dağları uzanmaktadır. Burada kış turizmi faaliyetleri yapılmaktadır. Brezovica en önemli kış turizmi kentlerinden birisidir. Kosova dağları çok yüksek ve dik yamaçlara sahiptir. 2656 m ile Djeravica zirvesi ülkenin en yüksek doruğudur. Drenica, Carraleva gibi kentleri bu bölgelerdeki yüksek yamaçlara kurulmuş yerleşim birimleridir. Kosova’nın güneybatısında Arnavutluk Alpleri uzanmaktadır. Kuzeyinde ise Kopanik Dağları bulunmaktadır.
Dil Yapısı
Kosova'nın resmi dilleri Arnavutça ve Sırpçadır. Türkçe, Kosova'da yerel dil olarak kabul görmektedir. Türkçe, şu an sadece Prizren Belediyesinde resmi dil statüsüne sahiptir.
Ekonomi
Balkanların en yoğun nüfuslu bölgesi olması, tarımın geri kalmışlığı ve %70’lere varan işsizlik oranı, bölgenin temel ekonomik özelliklerini oluşturmaktadır. Kosova, tarih boyu hep bir devletin egemenliği altında kaldığından ekonomik açıdan da bu ülkelerin uygulamalarına bağımlı olmuştur. Zengin maden yataklarına sahip olan Kosova’da halkın geçim kaynağı daha çok tarım ve hayvancılıktır. Bu anlamda son dönemde küçük değişiklikler yaşansa da kırsal nüfus kentli nüfustan fazladır. Tarım ve hayvancılık yanında diğer önemli geçim kaynakları ormancılık ve madenciliktir. Avrupa’da yeraltı zenginlikleri ile meşhur olan Kosova, Tito Yugoslavya’sı döneminde, sahip olduğu linyit yatakları ile Yugoslavya rezervlerinin %58’ini teşkil etmekteydi. Kosova genç bir nüfusa sahiptir. Ülkenin % 50'den fazlası 19 yaşı altı gençlerden oluşmaktadır. İşsizlik oranının yüksekliği özellikle bu grubu çok zor durumda bırakmıştır.
[1] Kosova Monografisi, NGP ”Borba” Beolgrad 1975, s.153,
[2] “Kosova Gerçekler ve Rakamlar” Priştine 1987, s.14,
[3] Pars Tuğlacı, Osmanlı Şehirleri, Milliyet gazetesi yayınları, İstanbul 1985, s.365,
[4] Avar Türkleri V. Asırda Balkanları ele geçirdikten sonra, buralara Slavların ve Peçenek Türklerinin de yerleşmesi başlamıştır. Peçenek Türklerinin büyük bir bölümü Vardar kıyılarına ve ovalarına, akabinde Kuman Türkleri de bu istikamete yönelerek yerleştiler. Uzun zaman bu topraklarda kalmalarına rağmen ne Kuman ne Peçenek Türkleri bu topraklarda kendilerine ait bir devlet kuramamışlardır. Zamanında Peçenek ve Kuman Türklerin yerleştiği bazı yerler gün bugün o dönemden kalan adlarını hala korumaktadır. Örneğin (Peç) yani İpek’in Peçenek Türklerinden, Kumanova’nın da Kuman Türklerinden kaldığı malumdur. Bu yöreler yanı sıra X. ve XI. asırda bu iki boyun Kosova yörelerine de geldikleri ve yerleştikleri malumdur. Aynıca bu Türk boylarının hala İslam’ı kabul etmedikleri fakat Türkçe konuştukları da bilinen bir gerçektir.
[5] Kosta N. Kostić, Naši Novi Gradovi na Jugu, ŠP “Zastava” Beograd 1922, s. 1,
[6] Vırmiça, Kosova’da Osmanlı Mimari Eserleri I, s.6,
[7] Tekfur: Bizans İmparatorluğu zamanında vali düzeyinde olan yöneticilerle Anadolu ve Rumeli’deki Hıristiyan beylerine verilen ad,
[8] Birinci Kosova Savaşından sonra bu yörelerde barınan Türk boyları ilk olarak İslam’ı benimsemiş akabinde çoğu akıncı olarak bu yörelerdeki bütün Osmanlı akınlarına katılıp Osmanlıların yanında kalmıştır.
[9] İslam Ansiklopedisi, 10.Cilt İstanbul 1966, s. 872,
[10] Osmanlıların Balkanlara yerleşmeleri üç şekilde olmuştur;
1. İlk fetihler sırasında Anadolu'daki yakın bölgelerden, yeni alınan yerlere devlet eliyle göçmen nakledilmesi,
2. Fetihlere gönüllü olarak katılan gazi-alperenler ve gaza için gelen aşiret men-suplarının bir bölümünün fethedilen kalelerde muhafız olarak bırakılıp bir bölümünün de istedikleri yerlere yerleştirilmesi,
3. Kolonizatör Türk dervişlerinin stratejik noktalarda kurdukları tekke ve zaviyelerin faaliyetleri ve çevrelerinde yeni yerleşim merkezlerinin kurulması.
Kosova’nın tamamıyla Osmanlı egemenliği altına geçmesinden kısa bir zaman sonra Anadolu’nun birçok yerlerinden aileler getirilip Kosova’ya yerleştirilmiştir: Horosan, Kuçan, Tokat, Yozgat, Niğde, Edirne, Konya, Kayseri, Adana, Mersin, Kastamonu vb. Buraya gelen bu aileler geldikleri yerlerinin soyadlarını uzun zaman taşımışlardır. Hata bugün bazı aileler hala bu soyadları taşımaktadırlar. Fakat 1947 yılında (Kosova’da Türklerin Resmi tanınmaması dönemi) çıkarılan soyadı kanununa göre soyadlarının yeniden kaydedilmesi zaruri yeti uygulandığı için Kosova’da çoğu Türk ailesi tarihi aslı olan soyadını kaybetmiştir ve ulusal kimliğine ters düşen soyadlarının yakıştırılmasını isteksiz kabul etmiştir.
[11] Hazim Šabanović, Putopis Evlije Ćelebije, Veselin Masleša Sarajevo 1979, s 275–276,
[12] Hasan Kaleşi, Hansyurgen Kormrumpf, age, s. 75,
[13] Hasan Kaleši, Prizrenac Mahmut Paşa Rotul Njegove Zadužbine i Vakufnama, Starine Kosova VI-VII, Priština 1972/73, s. 34,
[14] 1877–1878 yılında Osmanlı Devleti ile Rusya arasında meydan gelen savaş Osmanlı tarih kaynaklarında “93 Harbi” olarak bilinmektedir. Bu savaştan sonra imzalanan Ayastefanos (Yeşilköy) ve daha sonra Berlin Antlaşmasıyla (1878) Osmanlı Devleti büyük ölçüde toprak kaybına uğramıştır,
[15] Şemsettin Sami, Kamusu’l A’lam, İstanbul, 1314, Cilt V s. 3746–3748,
[16] Kosova Vilayeti Salnamesi, s.1296,
[17] Kosova Vilayeti Salnamesi, s, 1314,
[18] Kosova Dikur e Sot: NGB Borba, Beograd 1973, s.156–57,
[19] Tuğlacı, age, s. 366,
[20] Bu dönemde çoğu Arnavut aileleri de Prizren’den Türkiye’ye göç etmiştir,
[21] Kosova Savaşı esnasında Kosova ahalisinin büyük bir çoğunluğu baskı ve zulümden evlerini bırakarak Arnavutluğa, Makedonya’ya, Türkiye’ye ve diğer devletlere mülteci olarak kaçmıştır. Çoğu tutuklanıp hapsedilmiştir, büyük bir bölümü de öldürülmüştür. NATO güçlerinin Kosova’ya girmesiyle, kısa bir süre içinde tüm Arnavut mültecileri kendi evelerine dönmüş, Sırp ve Karadağlılar ise korkudan kendi evlerini bırakıp Sırbistan’a ve Karadağ’a kaçmıştır. Sivil yönetimin kurulmasına rağmen Sırp ve Karadağlı mültecileri gün bugün hala evlerine dönmemişlerdir. Savaştan sonra Kosova’nın çoğu yerlerinde hızlı bir şekilde, hasar gören ev ve diğer objeler onarılıp çok sayıda yenileri de inşa edilmiştir. Fakat buna rağmen bugün Kosova’nın çoğu yerleşim yerlerinde savaşı andıran çoğu tahribatlar hala mevcuttur,
Savaştan beş yıl geçmesine rağmen, Kosova’daki ağır ekonomi durum düzeltilmemiştir. İşsizlik, perspektifsizlik bir ölçüde de güvensizlik halen devam etmektedir. Hiçbir fabrika çalışmamaktadır. Emekli maşları ödenmemektedir, Kamu hizmetlerinde çalışanların maşları da çok düşük olduğundan dolayı yaşam standardı da en alt seviyededir vb,
[22] Arnavutlar 524.559 (% 64,9), Sırplar 189.869 ( %23,5), Karadağlı 31.343, (%3,9), Müslüman 6.241, ( % 0,8) Rom 11.904 (%1,5), Hırvat 6.201 (% 0,8),
[23] Arnavutlar 646.605 (% 67,2), Sırplar 227.016 ( %23,6), Karadağlı 37.588 (%3,9), Müslüman 8.026 ( % 0,8) Rom 3.202 (%0,3), Hırvat 7.251 (% 0,8),
[24] Arnavutlar 916.168 (% 73,7), Sırplar 228.265 ( %18,4), Karadağlı 31.555 (%2,5), Müslüman 26.357( % 2,1) Rom 14.593 (%1,2), Hırvat 8.264 (% 0,7),
[25] Arnavutlar 1.226.736 (% 77,4), Sırplar 209.498 ( %13,2), Karadağlı 27.028 (% 1,7), Müslüman 58.562 ( % 3,7) Rom 34.126 (%2,2), Hırvat 8.718 (% 0,6),
[26] Arnavutlar 1.607.690, (% 82,2), Sırplar 195,301, ( %10), Karadağlı 20.045, (%1), Müslüman 57.408, ( %2,9) Rom 42,806 (%2,2), Hırvat 8.161 (% 0,4),
Araştırmacı Gazeteci Yazar RAİF VIRMİÇA
Kosova Türk Araştırmacılar Derneği Başkanı
01.01.2009
Prizren
KOSOVA






